kanlı mı olacak, kansız mı?

İnsan bi kaç saniye düşününce karşısına çıkan her sorunun bi nedeni olması gerektiğini tahmin edebiliyo. Nedenin ne olduğunu bulunca sonuca ulaşmak da kolay haliyle. İşte nedenin ne olduğunu bulma kısmı sanırım bu hayatın en keyifli kısmı. Lan nerde bu çakmak ? Heh yere düşmüş! Ne güzel. Fakat benim başıma hiç gelemedi. Yani insanların hayatı bi yerlerden idare ediliyosa ve birilerinin sorun üret sorun çöz şeklinde tanımlanmış görevleri varsa, benle ilgili personel ya çok sorumsuz çalışıyo ya da fazla duygusal. Çünkü benim sorunlarım gerçekten çok farklı yollarla çözülüyo.

Bundan 3 sene önce kendime pc alıp kablonetle internete bağlanabilmem mesela. Normal şartlarda bi kablomodem alınır. Kablonetten bi ekip çağrılır. Bi takım ayarları yaparlar ve şak diye internetiniz oluverir. Benim başvurmamla bu şak sesini duymam arasında 3 aylık bi zaman dilimi var misal. Bu süre içinde her gün eve bi elektrikçi, bi kablonet teknik servis elemanı, bi duvar kazıcısı bi pervaz oyucusu falan geldi. Bütün ev altüst edildi. Annem cinnet geçirdi. Kimse işe akıl sır erdiremedi. Modemin mübarek ışığı bi türlü yanar görünmedi. derken bi sabah uyandım. Aklımda aynı anda bugün kimi çağırsam, bu pc yi aldığım gibi satsam mı, ulan peki niye, bi de şu kabloyu burdan mı çeksem ama daha önce 300 kez denedim onu gibi parlak fikirler dolanıp dururken gözüm birden modemin ulvi ışığına takıldı. Amanın yanıyo lan bu! Peki neden? Niye bu kadar zamandır değil de ansızın o saniye.

Asla kestiremedim.

Bundan bi süre sonra bilgisayarın ansızın açılmamaya başlaması, kurcalamadığım kısmının kalmaması, bi çözüm bulamamam, sonra bi sabah ümitsizce düğmesine dokunduğumda dintduntdontdonnnnt diye açılıvermesi ve windoozun harikulade masaüstüyle bi müddet sevdalı bakışmalarımız...

Aradan 3 yıl geçip adsl'e başvurduğumda telekomdaki görevli teyzenin hattınız şu an açık koşup modem alın kendinize deyişi, koşarak bilgisayarcıya gidip modem almam, eve geldiğimde bağlanmamış olduğunu görmem, adsl arızayı aramam, yoo bağlı gıcır gıcır demesi karşıdakilerin, dellenmem, apartmandaki telefon hattından şüphelenmem, binanın müteahhitiyle görüşmem ve bu binanın ankastre sistemini yapan elektrikçiyle birlikte civardaki tüm elektrikçilerle konuşmam, hatlarda hiç bi sorun olmadığını yeni döşenmiş olduklarını öğrenmem, modemin çalışıp çalışmadığını kontrol etmesi için bi bilgisayarcıya götürmem, bilgisayarcı embesilin asla resetlenmemesi gereken modemi resetlemesi, İstanbul'u modemin üreticilerini arayıp napılabileceğini sormam, modemi İstanbul'a yine yollayıp geri gelmesi için 1 hafta beklemem, bu işlemlerin sonucunda modemin de zaten sapasağlam olduğunu öğrenmem, evdeki tüm kablolardan usb girişinden ethernet kartlarımdan şüphelenip hepsini tek tek başka şartlarda kontrollü deneylere tabi tutup hepsinin aslında misler gibi çalıştığını anlamam, bu süre içersinde günde en az 10 kere adsl arızaya arıza ihbarında bulunmam, ayrıca kablonet bağlantısını iptal ettirdiğim halde faturaların gelmeye devam etmesi, bi de onlarla kavga etmem, hem adsl hem kablonet için ayrı ayrı para ödüyoken internete dial-upla bağlanmam, aradan 2 ay geçmesi, telekomcularla artık mahalle karıları gibi kavga edişim, hepsinin hala sizin evdeki telefon hatlarında sorun var burdan kaynaklanmıyo deyişi. Sonra bi gün neden lan neden diye ekrana bakarken birdenbire gözümün masanın altındaki modeme kayışı. link ışığının sanki modemde değil de kalbimde yanışı...

Ve ben bu kez de yine neyin düzelmiş olduğunu asla anlamadım.

Sonra çok daha elektriksiz çok daha elle yapılan işlemler var. Mesela makarna yapmak. Kim ne şekilde yaparsa yapsın lezzetli olan bu yemeği ben yaptığımda bi kaşık bile yiyesim gelmezdi. Sonra geçenlerde bu son dedim. Bu son girişimim. Olmazsa asla makarna yemicem. Fakat o da ne? Yaptığım makarna yediğim en leziz makarnaydı.

Yine neyi fazladan ya da neyi biraz az koyduğumu anlamadım.

Ve son kez de dün gece. Sıradan bir programda programın mevcut en basit özelliklerini kullanarak bir şey yapıcam. 1 saat boyunca kaynak kitapta sadece 3 satırla anlatılan örneği incele. Aynısını uygula. Olmasın. 1 saat programın tüm help menülerini kurcala. Aynen tarif edildiği yolu izle. Çalışmasın. Nette mevzuyla ilgili ne var ne yok toparla masaüstüne yerleştir. O pencere bu pencere olmadı şu pencere bi de şuna bi de buna, ı ıh yine olmasın. Tarif edilen hiç bi şekilde istediğin şeyi yapama. 5 saat geçsin. Gözlerin pörtlesin kafan zonklasın. Tüm bunların üzerine bence ben bi ampul yanmasını bi “tabi laannn, işte çözdüm!” deyip bi göbek atmayı haketmiştim zannımca. Fakat noldu. Defalarca denediğim kombinasyonlardan birisini bi kez daha denediğimde iştediğim şey oluverdi. Neyi yanlış yapıyodum da düzelttim yine anlamadım. Sinirimden ağlıcaktım. Başa dön ardından. Tekrar dene. Neyi düzelttiğini bulmaya çalış. Hayır. İlk denememde yaptığım şeyin aynısını son ve başarıyla sonuçlanan denememde de yapmışım.

Yani benim sorunlarım için şundan kaynaklanabilir deme gibi bi şansım yok. Birileri tombaladan bana sorun çekiyo bi zaman solitaire falan oynuyo. Sonra unuttuğunu hatırlıyo ve elinin ucuyla düzeltiveriyo. Yani ne azmimle ne bilgimle ne birikimimle bir şey halletmem mümkün değil. Öteki tarafta bana bunun hesabını nasıl vericekler hiç bilmiyorum.

estafirildak, 12.03.2005