başına iş gelmiş insan güzelliği

bi yakınını kaybetmiş insanları çok seviyorum. yani en sevdiğini değil ama yakınını. tanıdığı birisini. bazen diyorum ki acaba böyle herkesle tanışabilen insan güruhu o herkesle herkesin bi tanesi öldüğünde soranlara tanırdım tabii ki demek için mi tanışıyo. yani dünyadan iki kişiyi tanıyosanız sizden önce belki birisi ölür. ama üçyüz kişiyi tanıyosanız bi tanesi bu sene kesin ölür. bi tatsızlık çıkma ihtimali daha yüksek. ben açıkcası herhangi bi kötü haberi gülmeden verebilen insanları anlamıyorum. birisine birisinin öldüğünü söylemem gerekse nasıl sırıtmadan söylerim gerçekten bilmiyorum yani. çünkü hayatın bu kısmı pek keyifli. insanda böyle bi sizden başkayım yakınımı kaybettim havaları. böyle bi içe gömülme isteği. diğerlerinin hissedemediklerini hissedebiliyo oluşunun bu kez herkes tarafından farkediliyo ve hatta onaylanıyo olması. anlamaya çalışır gözlerle insanlar ona bakarken gerçekten o bakışları hakedicek şeyler hissedip hissetmediğini düşünme kaygısı. sıradan gündeliğini yaşayan insanlara bi tepeden bakma (hakkıyla yani. gerçekten.) ama yine de bi kutsiyet bi bişi. evvet burdayım ve başıma hatrı sayılır bişi geldi. uzaya ben de bi insan gönderdim. tabi canım en yakını bendim.

gidenin gittiği yeri merak etmek falan bi tarafa burda kalanın bundan sonrası için şimdiye dek hiç kullanılmamış hisleri var. gece uyurken bi ses duyup da yatağınızdan doğrulursunuz hani. gözlerinizi pörtletip etrafı dinlersiniz. heyecanla bi bela beklersiniz. bişi olmaz. o sesi çıkaran hayatın sadece gıcıklığına çıkarmış olduğunu farkedip sinirlenip uyursunuz sonra. bence o hisse benziyodur. birisi ölür. beklemeye başlarsınız. ama tık yok sonra. hayatınız ıslık çalarak kaldığı yerden devam eder. kötüdür heralde. ama yine de seyretmesi keyifli. bilemiicem.

estafirildak, 24.01.2005