vudi bi sus!

bu kadar yıllık hayatımda canıma okuyan isimleri saymam icabederse -asla böyle bişi gerekmez- başta vudi gelir. yıllar önce kanaldan kanala geçerken bazen ve kazara gördüğüm; çok konuşuyo diyip bi kaç dakika bile tahammül edemediğim bu beyamcayla homur bey sayesinde tanışınca hayatım altüst oldu. yalan söylüyorum. benim hayatımın hiçbi zaman üstüne gelecek bi altı, altına gelecek bi üstü olmadı. ama işte kadın-erkek ilişkileri konusu geçince eskiden beynim boşluğuyla göz kamaştırırken sonradan vudi'nin doldurduğu kütle beynimin diğer kısımlarını büzüştürdü. böyle körüklü bi beynim var değerli okuyucu. benim yazdığım yazıdan ne hayır gelir, yani gerisini okumasanız da olur. ve bu çağ hep böyle okuyucu. her konuda bi fikriniz olması gerekiyor. olmazsa olmuyor. öyle zor ki.

vudi filmlerinde bildiğimiz gibi genellikle güzel bir bayan, ve bu bayanın eski, sonraki ya da şu anki sevgilisi olarak vudi'yi görürüz. güzel bayanımız vudi'yle filmin bi kısmında leziz, görenleri imrendiren, dudak uçuklatan, parmak ısırtan bi aşk yaşar. hanımkızımız çekingendir. vudi hanımkızımıza ihtiyaç duyduğu özgüveni aşılar. destek ve yardımcısı olur. yeteneklerini fark etmesini sağlar. ancak bu kez de kızımız o kadar kendine güvenir, o kadar iddialı olur ve hayatını o kadar yaşamak, vudi sayesinde fark ettiği yeteneklerini öyle kullanmak ister ki, ilk iş vudi'den kurtulur. zira vudi, yaşamak istiyorsanız yanınızda bulundurmak isteyeceğiniz bi adam değildir. işin kötüsü siz bu filmleri vudi'nin anlatımıyla ve bir bayan olarak izlediğiniz için canınıza okunur.

hanımkızımızın bu fevkalade zeki, donanımlı, muhafazakar, fikrisabit, lafını esirgemeyen, kılı kırk yaran, dikkatli, sevimli, şapşal, sarsak, hastalıklı, saplantılı, korkak, sakar, çirkin adamla ne yapması gerektiği aklınızı kurcalar durur. ancak bu kurcalar sizin aklınıza çoktan girdiği için kızcağızın aklından uçup gitmiştir. çünkü kendisi ahmak, sonradan görme, cahil ve fakat doğrusu bu dünyanın sırrına ermiş, elini ayağını nereye uzatacağını bilen, neden tat alıp neden almayacağını öğrenmiş, kendine güvenen, kaslı, eh biraz da yakışıklı bi oğlanın kucağına kendisini bırakmıştır bile. artık adi şeylerle mutlu olmaktadır ve vudiciğimizi bizim vicdanımıza teslim etmiştir.

belki bu anlattıklarım sadece 1 woody allen filminde olmaktadır ama bence woody allen, çoktan ayarı bozulmuş-düzelmiş- o kıza hala birşeyler anlatmaya çalışan adamdır.

vudi'yi ve sevgilisini bi yana bırakalım. kendi hayatımıza bakalım. bakabiliyor muyuz? bakamıyoruz. bu işler hep böyle oluyor. başkaları da filmler izleyip birşeyler okuyor. sonra o başkaları izledikleri filmleri yerlerine; okudukları kitapları kitaplıklarına yerleştiriyor ve hayatlarına devam ediyor. söz misali dallamalar dallaması bi haber sunucusu bi yerlerde oğuz atay'ı ne kadar sevdiğini söylerken belki gerçekten samimi konuşuyor. bu işleri yapan adam, nasıl, diyorsunuz. ama oluyor. oğuz atay okunduğu halde böyle de olunabiliyor -böyle de olunabiliyor-. bize* böyle olmuyor okuyucu. bizim beynimizden ne geçtiyse burnumuzun ucunda duruyor. nefes aldırmıyor. ağzımızı açtırmıyor. tek sağlam adım attırmıyor. mütemadiyen kekeliyoruz. iki büklüm duruyoruz. neyse.

vudi'yi ve sevgilisini bir yana zorla da olsa bırakalım. kendi hayatımıza bakalım. bizim de zaman zaman sevgililerimiz oluyor. içimizi zıplatan, kalbimizi güpleten ya da sadece 'makul' adamlarla tanışıyoruz. sonra onlardan ayrılıyoruz. ayrılamıyoruz. bir masanın iki ucunda oturuyoruz ve gözlerimizi kaçırıyoruz. vudi kulağımızın dibinde değerli okuyucu. ne halt etmeye çalıştığımızı soruyor. doğal seleksiyon ajanı olduğumuzu zannediyoruz. sanki eleneceklere biz karar vereceğiz. sanki asamızı kimin omzuna dokundursak onu bir kat yükselteceğiz. bi anda vudi'nin eski sevgilisi oluyoruz. vudiciğimizi bu kez bırakamıyoruz. o'nun yakınında olduğumuz için gurur duyup kendimizi en şanslı kişi falan ilan ediyoruz. ve hep sarsak adamları seviyoruz. hepsini yüceltiyoruz. daha çok bağlanıyoruz. daha çok kendimize bağlıyoruz. başedebileceğimize inanıyoruz. dünyanın bütün nimetlerinden vazgeçebiliriz. garsonlardan hoşlanmadığı için asla yemeği dışarda yemeyebiliriz. sudan korktuğu için asla yüzmeyebiliriz. bize bi tek o siyah kazağı yakıştırdığı için başka hiçbir şey giymeyebiliriz. kimseye görünmeyebiliriz. bütün arkadaşlarımızı unutabilir; bütün heveslerimizden vazgeçebiliriz. sinemaya gitmeyebiliriz. açık alanlara çıkmayabiliriz. o'nunla ortadan kaybolabiliriz. kaybolabilir miyiz? hayatımızın en sağlam şeyi, biricik sevgilimiz karşımızda oturmakta ve bi karar vermemizi beklemektedir. kaybolamayız. biz tüm bunlar olmadan yapamayız. vudi sanki masadaki kültablası. kaygılı ve korkak gözlerle izliyor. ?kaybolabiliriz? dememizi bekliyor. kaybolamayız. hayatımızın bütün sınavlarından aynı anda geçiyoruz. hepsini kaybediyoruz.

bütün bunlar olurken bir yandan vudi?nin aslında bu aşk meşk olaylarını pek sallamadığını, o?nun aslında bu dünyada bu haliyle yaşamaya devam edebilen bi insan olup olmayacağını sorgulayıp durduğunu düşünebiliriz. bu haliyle de tutunabilen, yükselebilen, mutlu edebilen-olabilen- bi insan olup olmayacağını hanımkızımız katalizörlüğünde öğrenmeye çalışıyor olabilir. ancak bizim için değişen birşey olmaz. biz kendi çapımızda ve vudi katalizörlüğünde kaybederiz. kazandığımızı zannederiz.


* biz'le kimi kastettiğimi gerçekten bilmiyorum

estafirildak, 22.2.2006