kalktım, sana geldim

burada oturmuş bi gün ışınlanma denen şey gerçek olursa neler olabileceğini düşünüyodum. (holivud filmi repliği; adam az önce kavga ettiği sevgilisini düşünür ve evine gider. sevgilisi neden geldin diye sorunca evde oturmuş neden böyle davrandığımızı düşünüyordum diye anlatmaya başlar. barışırlar. ama hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır.) google earth'de new york'daki saint bilmemne kilisesinden muş'a ulaşımın nasıl olabileceğini soruyodum. bi sonuç vermedi. ohoho google sen bu kadarmışsın işte google bittin di mi olm diye hınzırca dalga geçtim. evet, böyle bi insanım.

neyse. heralde ışınlanma gerçekleşirse bazı koordinatlar şifreli falan olur. misal her isteyen cörk diye ibrahim tatlıses'in evine gitmemeli di mi? peki brad pitt'in yatak odasına gidebilmeli mi? kesinlikle hayır. ben valla kendi evime şifre falan koymam. sonra 20 yıldır kapımı çalan olmadı diye diil, 30 yıldır koordinatlarımı giren olmadı diye ağlarım. ben böyle, her şeyden kendime acıma malzemesi çıkarırım.

sonra şey olur bi de. yani misal şimdiki gibi deniz manzaralı, yok kuzeye bakan, bağdat caddesi civarındaki evler diil de, koordinatları kolay ezberlenen semtlerdeki evler popüler olur. mesela istanbul'da 28 derece 28 dakika 28 saniye enleminde, 41 derece, 41 dakika, 41 saniye boylamındaki evler ne çok para eder. (tam bu noktanın karadeniz'e geliyo oluşu ne kadar büyük bi talihsizliktir. avrupa'da olsa böyle mi olurdu?) bu noktalara koskocaman alışveriş merkezleri açılır, isimleri yine kolay akılda kalsın diye enlem ve boylamlarının saniye ve saliseleri olur. şöyle olur bi de. büyük holdinglerin büyük alışveriş merkezleri bu ışınlanma mevzuuna sponsor olur. e pahalı iş tabi. yani misal sevgilinizin kollarına gidiyosunuzdur (bacaklarınız kopsun) kendinizi birdenbire carrefour'un kozmetik reyonunda bulursunuz. isterseniz sponsorsuz ışınlanma seçeneğiniz de olur tabi ama sponsorsuz ışınlanma sponsorlunun iki katı fiyatına olur ve zenginler tercih eder. alışveriş merkezlerine sadece fakirler gider ve ancak vitrin yalar. aslında bu zenginler kesin hem sponsorsuz ışınlanma cihazıyla ışınlanır. hem de sevgililerinden önce bi alışveriş merkezinin kozmetik reyonuna uğrar.

sonra bi de ilk defa hacmimizin küçüklüğü bize para kazandırır. çünkü alete sokulmadan önce bi taranıyosunuz ve hacminiz hesaplanıyo. ne kadar küçükseniz o kadar ucuza gidiyosunuz. bu, aslında otobüslerde böyle olmalı. otobüslerde bazı şeyler kesinlikle değiştirilmeli. küçük tefek kızlar koltuklara oturamamalı misal. şişkolar oturmalı. onlarlardan iki kişi parası alınmalı. ortada daha çok yer açılmalı. ani bi frenle üstünüze 100 kiloluk bi adam diil de 40 kiloluk bi kız devrilebilmeli ancak.

yine misal sevgilinizin evine gidiyosunuzdur (bok var çünkü) gitmeden önce fotoşopla vesikalık resimlerinize yaptırdığınız rötüşten kendinize yaptırma olanağınız olur. bacaklarımdaki fazla yağlarla göbeğimin bi kısmını evrenin sonsuz boşluğuna ışınlamak istiyorum diyebilirsiniz. bunu da sadece zenginler yaptırır. çok pahalı çünkü. fakirler sevgililerinin evlerine yürüyerek gideceği için bacaklarında fazla yağ falan olmaz.

bi de hepsinden önemlisi biz artık ışınlanmanın nasıl bi ses efektiyle gerçekleştiğini öğreniriz. vijuuuuyt diye mi, doinkkkk diye mi yoksa sepsessiz mi ışınlandığımızı öğrenmek bize bi çağ atlatır. nihayet cep telefonu melodisi çağı biter ve ışınlanma melodisi çağı başlar. sevgilinizin evine (bozdum kafayı) love story melodisiyle gider, cenaze marşı melodisiyle çıkarsınız.

her konuda olduğu gibi bunda da objektif olamıyorum. yani böyle bi entelektüel insan edasıyla sadece olayı tarafsızca değerlendirme şansım falan olmuyo. gidecek yerim mi var, çalacak kapım mı var, girecek koordinatım mı var diye gözlerimden iki damla yaş süzülüyo ve bu yüzden bu yazı burada kesiliyo, ben sırıtarak uzaklaşıyorum.

estafirildak, 28.11.2005