beni sevmeyen ölsün

şimdi biliyosunuz internetle gerçek hayat arasında bi takım farklar ve bu farklara rağmen yürüyen mutevazi bi ilişki var. bunu da biliyosunuz ki internette severek izlediğimiz adamların gerçek hayatta bi takım hareketleri tavırları yürüyüşleri kahve içişleri falan var. daha kötüsü de internette yaşayan bu adamların gerçek hayatta gerçek birer isimleri var. mesela nicki fucker adamın fakat gerçek ismi mahmut, nicki betty ancak gerçek ismi cevriye, nicki ceymscoys lakin gerçek ismi şeref, nicki isabel ama gerçek ismi aygül (yazıklar olsun.) birbirinin zıddına giden, raconunu dağıtan, asabını bozan iki cümleyi birbirine bağlayan tüm bağlaçları tükettiğime göre örnek vermeyi bırakabilirim. hayat da böyle değil midir a dostlar, hepimiz bir 'fakat' değil miyiz ki çelişkilerin arasında bulmadık kendimizi, önceki cümleyle sonraki cümle arasında umarsızca gidip gelmedik, öncekine yanaşsak sonrakini eski sevgilisinin kollarına atmayacak mıydık? olmadı bu. neyse. bu kısmın özeti şu. nicki fucker olup gerçek hayatta mahmut olan insan nicki mahmut olup gerçek hayatta fucker olan insandan evladır.

haftalar süren deriiiin bir hüzün bayramını homur bey'i askere uğurlayalım ve gözyaşlarımızı böğrümüze akıtalım gecesiyle noktalarken hala hayatın bi yerlerine tutunamadığımı ve yine hala bir şey olamadığımı tüm düşmanlarıma müjdelemek isterim. bir süredir istanbul'dayım. aslında istanbul'a taşındım. daha önce istanbul'a geldim bile sayılmaz. dolayısıyla bu bir süredir tek yaptığım birilerine şuraya nasıl gidilir diye sormak. örnekle açıklamak gerekirse topkapı'da bi büfeye beylikdüzü'ne nasıl gidilir demek, adamın paralarını sayarken yüzüme bile bakmadan alnının bi ucuyla bi tarafı göstererek beyazıt'tan biniceksin dediğini duyunca adamın işaret ettiği tarafa doğru yürümek ve sonraki büfeye beyazıt'a nasıl gidilir diye sormak. yeni ikamet adresim 8 satırdan oluşuyor ve alt satırlarında bi yerlerde beylikdüzü yazıyor. bu, şehre inmek istiyorsanız yanınıza kalın bi kitap ya da bol megabaytlı bi mp3 player alacaksınız demek. bende ikisi de yok. dolayısıyla şehre inerken bindiğim aksaray otobüsünde bir buçuk saat boyunca şener şen ve ilyas salman'ın dolmuş önünde ahserayahgserayahhhhhsarayyyyy diye bağırışına gülerek vakit geçiriyorum. gelişimin ilk haftasında beylikdüzü'nde otobüsten indiğim durak patladı. ben o anda durakta olmadığımdan patlamadım. ertesi gün aynı durağın karşısında yine otobüs beklerken insanları izledim. sakin sakin dün patlayan yerde otobüs bekleyişlerini görünce ufka bakıp "hayat ne kadar da kendi seyrinde akıyor aggh" dedim. karşı duraktan da bana bakıp "hayat ne kadar da kendi seyrinde akıyör aggh" diyen bi moron olmadığını umdum.

adresi takım'lı ada'lı kısım'lı kendisi möbleli kaloriferli asansörlü bi evde yaşıyorum. hayatımın ilk bekar evi dönemini başarıyla (kaşarlı yumurta, sucuklu yumurta, peynirli yumurta, salçalı yumurta, kıymalı yumurta, sütlü yumurta, yağlı yumurta. yumurta kalmamış! kaşarlı yağ, peynirli sucuk, sütlü kıyma) atlattığıma inanıyorum. hala bir işim bir iş için bir hevesim bir heves için bir idealim bir ideal için yaşayan beyin hücrelerim yok. fakat imkanlar zorlamaya devam ediyor ve çok yakında bir muhasebecim bile olacak. paraya para demicem. hasanaliyücel dicem. (homur homur'u bu iğrenç espriyle anmak ve anlamak istiyoruz.) hayat insana işsiz güçsüz anlamsız sapsız çöpsüz kifayetli nitelikli incelikli bol seçenekli bi yaşam şansı vermediğinden olanla idare edicem ve bütün vebihamdik ahalisini bi gün ben beslicem. sevgilisiyle beslenmeye geleni vururum. siz beslenmeseniz de olur. sevişin. koruluklarda saklambaç oynayın. munaqoim çok acıkınca da birbirinizi yersiniz.

estafirildak, 23.11.2005