çay dizileri

Şimdi biliyosunuz dünya şehirlerle dolu. Bu şehirlerde caddeler, caddelerde sokaklar, sokaklarda apartmanlar, apartmanlarda daireler ve bu dairelerde huzur içinde, küçük fakat sevimli, fakir fakat mutlu, içlerinde kocaman duygular taşıyan milyonlarca küçük aile yaşıyo. Ne kadar güzel. Kabus gibi! Bu kabus gibilik yetmezmiş gibi, bu minimini çok şeker ailelerden yüzlercesi de televizyonlarda. Bi saniye tv başında oturup da delirmemek mümkün değil. Hangi kanalı açsam bir babacan amca, bir genç bayana nasihat veriyo, bir genç bayan alt komşusunun eniştesinin torunlarına üzülüyo, keskin bakışlı ve kalın kaşlı delikanlılar birilerine hadlerini bildiriyo, o birileri bi delilik etmemek için alt dudaklarını ısırıyo, kapıyı çarpıyo ve bir dost kahvehanesine gidiyo. Oralarda baş yaslama amcaları var, kifayetsiz fakat mübarek adamlar. Hemen bir çay söyleniyo. Bütün iyi insanlar çok olgun, bütün kötü kadınlar çok güzel. Hepsi çay içiyo. Arka mahallelerde oturuyolar ve kadınları dizaltı etekler giyiyo. O kadar iyiler ki. Küçücük ve huzur dolu (çok çirkin) yuvalarında ayaklarından birisini kıçlarının altına koyarak oturan, sürekli birbirini kollayan, başlarını sağ omuzlarına düşürerek mahsunca gülümseyen ve fakat bu kadar iyi oldukları halde başları beladan kurtulmayan dev gibi bi başka millet yaşıyo. En kötüsü, evet en kötüsü de hepsi, sürekli, her durumda çay içiyo. Bu milletin çay içerek mesele çözebilme yeteneğini gösterebilmek için yaratılmış binlerce dizi. Herkes çay içiyo. Çok mutlu anlarında çay içiyolar, canları sıkılınca çay içiyolar, birileri ölünce yelekli genç kız masaya çay getiriyo, aşıkların elleri çay bardaklarının yanında birleşiyo. Çay bu kadar romantik bi icat mı da ben bilmiyorum. Birisi terkedilirse çayla teselli ediliyo. Sürekli gülümsenerek, duygu dolu laflar ediliyo. Bi elde çay tabağı var, diğer elleri ince bellileri dudaklarına götürüyo. Ben bi çay koyiim deniyo. Herkesin gözleri parlıyo (nasıl parlıyo herkesin gözleri bu kadar, bi tekniği mi var, ben mi bilmiyorum, çay göz parlatır mı?) O kadar doğallar ki. Bi insan karşısında o kadar kamera varken nasıl bu kadar doğal olabilir? Evlerinde kendi başlarınayken bile bu kadar höpürdetmiyolardır. Ben bi insanın kendisinden başka birisi için bi saniye bile üzülebileceğine inanmam. Bu insanlar bütün mahalle için gerçekten üzülüyolar. Üzülürken hep çay içiyolar. Hiç yalnız kalmıyolar, hep sırtlarını sıvazlayıp "geçecek" diyen birileri var. Bu durumda kendi çaylarını kendileri de almıyo. (Zaten kazara yalnız kalsalar düşündüklerini söyleyemicekler. Anlamamız için mimik yapmaları gerekecek. Böyle olsa ben acımı kollarımı ellerimden yemeye başayarak hafifletirdim) Akşam birbirlerinin evine davetsiz gidiyolar, çay içiyolar. Hiçbirisinin televizyonu açık değil. Açık olsa, allah muhafaza, televizyonda çay içen mesut şebekleri seyredecekler. Manzara onları seyredenlerin manzarasından farklı olmayacak. Bu insanlar bize mi benziyo? Bu insanlar arka mahallelerde oturanlara mı benziyo? Benziyolarsa nasıl kaldırabiliyo insanlar bu kadar kendileri gibi insanları da seyredebiliyolar. Benzemiyolarsa hangi cin fikir buldu bu kadar sıradan hayatlı, çirkin, basit, gereksiz insanı ve hakkında bu kadar birbirine benzeyen hikaye yazdı. Bu hikayelerde hiçbir şey yok. Yükselme öyküsü değiller, gaza gelemezsiniz. Kahramanlarının tek yaptığı oldukları yerde durmak. Birdenbire zengin olmuyolar. Başlarına felaketlerin en büyüğü gelmiyo, felaket atlatma potansiyellerini de bilmiyoruz yani. Peki her kanalda niye bunlar var? Bunlar yerine adını hiç duymadığımız garip şeyler içen insanlar yok. Güzel manzaralar yok. Olmasını istediğimden, olsa seyrederdim dediğimden değil tabi. Artık böyle şeyler kaldıramıyo muyuz. Merak etmekten ödümüz mü kopuyo? Tv izlerken bile bu kadar üşengeç miyiz?

estafirildak, 22.10.2005