yürek yarası

şöyle bi durum var. babasına içtenlikle küfrettiğim insanoğlunun yürek yarası şeklinde ifade ettiği şeyden oldu bende. ama ağzımda. yani aslında radyo dinliyodum. radyoda aynı bende olan şey tarif edildi. öyle tabipler derman bulamıyomuş, zaten hiç bi tabibin de yaklaşması istenmiyomuş. aaa benim hastalığın teşhisi konmuş dedim. şarkıcı yürek yarası şeklinde çığlık attı aynı anda. 1 haftadır menüm şu. sabah kahvaltısı: yoğurt, öğle yemeği ezilmiş şeftali, akşam yemeği: ezilmiş şeftalili yoğurt. tatlı olarak dondurma. dondurmadan nefret ederim. diğerlerine karşı bişi hissetmiyorum. çay, kahve yasak. bu yasak gözümden çay demlenirken kaçıyo. kimse sigara içme demedi. bunu aslında "zaten içmiyodur" kadar temiz yüzlü bi insan olmama bağlıyorum. acı çekmenin insanı pek çok açıdan tatmin ettiğini biliyorum, ağrı kesici kullanmayı reddetme nedenlerimden birisi bu. acı çekiyosanız her şeyi ertelemek için sağlam bi nedeniniz oluyo. ama majeziki yuttuğunuzda kendinizi bişiyler becerebilecek kadar donanımlı hissediyosunuz. en azından geri dönüşüm kutusunu boşaltabilirsiniz. elimi yanağıma koyup ne kadar bahtsız olduğumu düşünmeyi tercih ederim.

neyse. 20 yaş dişlerimden birisinden kurtulmak için küçük bi ameliyat oldum. bi kadın yüzüme bi pamukla steril olmamı sağlayacak bir şeyler sürdü. niye yüzüme be diye böğürmüşüm korkuyla. dişhekimi hanfendi ellerini yüzüme sürerse diyeymiş. ellerimi yine steril bi kılıfın altına koydu ve buradan çıkarma dedi. başka bi kadın gelip steril eldivenlerini giydi. steril bi takım malzemelerle ağzımın bi kısmını oyup diktiler. dikkatimden kaçtığını sanıyolarsa yanılıyolar. ağzımın içi steril değildi. dava açacaktım. üşendim.

bu küçük operasyon mühim değil. mühim olan şu ki operasyon sayesinde ailemin beni ne kadar sevdiğini anlamış oldum.

hastaneden eve döndüğüm gün;

annem: misafir gelicek
ben: odama kaçıcak halim bile yok, ne misafiri
annem: kızım seni yalnız bırakmak istemedim bu asimetrik halinle, onları çağırdım
ben: iyi peki (canım anneciğim)
telefon: zırrr
annem: peki m. bey, hazırlanıyorum ben
ben: noldu anne
annem: baban aradı, biz tatile gidiyoz. misafir de gelmiyo bak, kurtuldun. hehe.

evet. beni böylece yanağımın birisinde bi esta kadar daha şiş olduğu halde bırakıp gittiler. ama daha kötüsü de var.

döndüklerinde;

annem: nasıl oldun kızım?
ben: eh işte, yemek yiyemiyorum, gittiğinizden beri yoğurt yedim sadece.
annem: iyi iyi, kemiklerine iyi gelir.
ben: 20 yaşından sonra kalsiyum depolayamıyo kızlar. bitti o iş.
annem: çay koysana

kardeşim: abla ekran kartıma naaptın
ben: canım kardeşim çok acılar çekiyorum ameliyat oldum ben, bi haftadır sadece yoğurt yiyorum, 3 kilo verdim. dikişlerimi gösteriim mi?
kardeşim: aaa yoğurtla kilo veriliyo mu, ben de deniicem. hangi saatlerde yedin.
ben: ayıp ama bu yaptığın.
kardeşim: ekran kartı diyorum.
ben: ameliyat masasında kaldı.

babam: -şişimin indiğini farkederek- kızım simetrik olmuşsun.
ben: oldum baba. ama hala çok acıyo. dikişlerimi görmek ister misin?
babam: açım ben ya.
ben: ben de açım, bi haftadır yoğurt yiyorum, 3 kilo verdim.
babam (mühendis): kızım mümkün diil o. baskül arızalıdır. yemek var mı ki?

odama döndüm sonra. sabuha falan dinledim. bi ailede birden fazla estafirildak olunca gerçekten katlanılmıyo. yani çok istedim bi huminik, bi hanimiş, bi kıyamam falan. olmadı. seneye yine bi operasyonla kalbimi aldıracağımdır. kimseye de kötü davranmicam artık. böyle.

estafirildak, 22.08.2005