kalifiye eleman

insanın kafası az çalışınca sürekli kendiyle ilgili şeyler düşünüyo. mesela eskiden benim kafam çok çalışırdı ve neden hoşlanıp neden hoşlanmadığıma dair en ufak bi fikrim yoktu. nasıl bi insan olduğum da hiç umrumda değildi. herkesi de severdim. şimdi hayatıma soktuğum insanları beğenme kriterlerimin ne kadar arttığını görünce şoktan şoka girdim. misal dışardayım. yürüyorum. aha beynim elemeye başladı. bu adam çok yakışıklıymış, kıyafeti de şahane. ama kıyafetine bu kadar özen gösteren insanla asla işim olmaz. heh bu iyimiş, tipi fena değil, kıyafeti de normal ama ayakkabıları çok kirli. tamam kıyafetine özen göstermesin ama ayakkabıları bu kadar kirli olmamalı. defolsun. bu çok tipsiz aman tanrım. bu bana baktı. bana bakan insanla işim olmaz. bu bana bakmadı. dibinden geçen birisine bile bakmicak kadar kendiyle meşgulse işim olmaz. bu kız ne tatlı yürüyo. ama terlik giymiş, sokakta terlik giyen bütün kızların allah belasını versin. allah beyaz pantolon giyen saçları için kuafore giden bişiyler almak için her seferinde birden fazla mağazaya giren, erkek arkadaşlarına beni terketme diye yalvaran, bi gece önce sevgilisinden gelen mesajları kız arkadaşlarına okutan, her yazın sonunda yüzlerce tatil hikayesi anlatan, parfüm banyosu yapmadan evden çıkmayan, her an daha düzgün görünme hevesinde olup bu durumu bir saniye bile çaktırmamayı başaran olağanüstü yetenekli ve donanımlı kızların belasını versin. sakin sakin versin hemen dellenmesin ama. neyse. insanların giyinişlerinden yürüyüşlerinden bakışlarından potansiyellerini kavrayabilme yetim sayesinde pek çoğundan uzak durduğum için kendimi tebrik edip diğer kısımlara geçiyorum.

izlediği filmden bahsetti. ilk kez tanıştığı birisine izlediği filmden bahsetmek çok büyük bi risktir misal. insanlar nasıl bilmez bunu, anlamıyorum. tarantino diye bi adam var biliyo musun derse alnından dişlerim. kanatabilirim. ignore ederim. bu hayatında ve sonraki hayatında sürekli acı çekmesini dilerim. sonra okuduğu kitaplardan bahsedenler. aman danrım. bi insanın okuduğu bi kitap hakkında "güzeldi" den başka söylicek bişiyi yoksa ve "güzeldi" diyosa dili tutulsun lal olsun. özcan deniz kasetine kapak olsun. hürriyet gastesi kendisinden bahsetsin. daha ne diim. okuduğu kitaplarda mühim gördüğü satırların altını çizmiş. ne hissetti acaba. yani ne okursanız altını çizme ihtiyacı hissedersiniz. ben sadece "benim altımı çiz yoksa babanı vuracam" cümlesinin altını çizerdim. tekrar okumak diye bişi vardır. bi kitabı beğendiyseniz yeniden okursunuz. ya da kaldırıp atarsınız ya da kütüphaneye bağışlarsınız. tekrar elinize aldığınızda sadece altı çizili cümleleri okuyup sonra tüm hikayeyi kendiniz yazma hevesinde misinizdir? bunlar bi de odalarının duvarlarına beğendikleri şiirleri özlü sözleri falan yazarlar. aklıma bi tanesi gelse yazardım fakat gelmiyo. homur'a sordum. göt kıspetten cıkınca yarak bağdattan gelirmiş dedi. kendisiyle tüm bağlarımı kopardım. neyse yani. diyelim ki öyle yaşama sevincinizi artıran bi söz buldunuz ve duvarınıza astınız. her sabah kötü uyanıp onu okuyunca laylay mı artık. yani kötüyseniz ve inatla iyi hissetmeye çalışıyosanız başınıza dertlerin en büyüğü gelsin. homur arkadaşınız olsun. (böyle bi insansanız şüphesiz ki onun da başına gelecek en büyük dertsiniz.)

hayatının bir döneminde geçirdiği ya da o an geçirmekte olduğu depresyondan bahsedenler vardır bi de. konuşuyosa kesinlikle depresyonda diildir. konuşuyosanız bişiler umuyosunuzdur, bişiler umduğunuz depresyonda olmadığınızı gösterir. boşolboşolboşol. doktor onaylı depresyonerler var bi de. doktor onlara antidepresan veriyosa bana fare zehiri verecektir, kesinlikle eminim. ha ama eczane fobim de var siz alır mısınız ilaçlarımı da derim doktora. neyse. takılsın çocuklar.

bazen bazılarını samimi bulursunuz. iyi bişi okuyup beğenmiştir. onu beğendinse bunu da oku gibi bişi çıkacak olur ağzınızdan. o tarzı sevmiyorum yaa falan der. hemen. o salisede. hayret. yani kitaptan bahsetmek istemiyosan niye konu açıyosun. haa benim bahsetmemi istemiyosun. öyle yaya yaya kendi kendine di mi? ne kadar zarif bi hareket.

yani aslında umrumda diil. dediğim gibi takılsın çocuklar. maruz kalmak falan gerekiyo ki can sıkıcı kısmı o. ben kendime beşikten eleman yetiştiricem birlikte film izlemek için. aslında kendim izlemeyi hep tercih ederim. ama arada öyle. oluyo işte.

estafirildak, 04.07.2005